Results 1 to 1 of 1
"Şiddet yüklü bu toplumda küçük kıvılcımların dahi linç zemini yarattığı coğrafyamızda buna dur diyecek bir devlet yetkilisi yok mu diye düşünüyor insan. Ne yazık ki yok. Çünkü, askere gitme törenlerinin bir mesaja dönüştürülmesini isteyen, devletin kendisi"
Sıcak bir mayıs gecesi İstanbul sokaklarında kıyamet kopuyor. Arabalardan sarkmış gençler, ellerinde bayrak, can hıraş bir şekilde bağıran kadınlar. Ana arterlere çıkan trafik felç.
Camdan dışarıya rast gele ellerindeki tabancalarla ateş açanlar.
Kulakları sağır eden kornaları, sloganları duyanlar tedingilikle kaldırıma kaçışıyor. Arabaları kaplayan dev bayraklar, çalan kornalar ve "En büyük asker bizim asker" sloganları. Beyoğlu'nun dar ve trafiğe kapalı alanlarında da aynı görüntüler.
Son yıllarda adeta bir resmi törene dönüştürülen, tüm trafik kurallarının ihlal edildiği, insanların korkudan kaçıştığı ve sabaha kadar süren kutlama çılgınlığının yarattığı gürültü, atılan kurşunların kime isabet edeceğinin tedinginliği.
İtiraz edenlere verilen cevap adeta kutsal bir buyruk. Cevabı duyan ya susuyor, ya da bir şey yapamamanın hıncıyla arkasını dönüp gidiyor.
Trafik polisinin çevirdiği konvoydakilerin verdiği cevabın etkisiyle kitlenen polis, elindeki evrakları bir işlem yapmadan iade ediyor.
Asker uğurluyoruz. İşte sihirli cevap bu.
Asker gidecek geri gelecek sloganlarının naraya dönüşürken, tüm toplum, bu "kutsal" ayine davet ediliyor gönüllü-gönülsüz.
"TSK Kış Tatbikatı"nı andıran bu çılgın kutlamalara bir dur diyen olmayacak mı? Devlet buna daha ne kadar müsaade edecek. Şiddet yüklü bu toplumda küçük kıvılcımların dahi linç zemini yarattığı coğrafyamızda buna dur diyecek bir devlet yetkilisi yok mu diye düşünüyor insan.
Ne yazık ki yok. Çünkü, askere gitme törenlerini bir mesaja dönüştürülmesini isteyen, devletin kendisi.
Devlet gözetiminde ve desteğinde yapılıyor, kutlama adı altındaki tacizler, provakasyonlar, düşmanlıklar.
En çok ihtiyacımız olan toplumsal barış, devlet eli ve gözetimiyle un ufak ediliyor. Militarizm, ruhumumuza işlemişken, ilahlara yeni genç bedenler sunma törenlerinin bir parçası olmamız isteniyor.
Kaldırımda yürürken, asker uğurlama konvoylarından sıkılan silahların yarattığı gürültüden korkan ve ellerimi sımsıkı tutan oğlumun "baba, savaş mı çıktı" sorusuna cevap vermekte zorlanırken, bir an, olup bitenlere sessiz kalarak "bu kutsal ayini" onaylayanlar arasında hissettim kendimi.
Artık zamanı gelmedi mi? bize 3 ayda bir dayatılan bu "kutsal uğurlama törenlerine" karşı sesimizi çıkarmanın, militarizmin sadece genç bedenlere ölüm aşıladığını görmenin.
Sivil bir dünya için yaşama dair ne varsa sahip çıkmamız dileğiyle.
22-05-2008
Şaban Dayanan