[FONT=Arial]Ordu ve devlet
1969-70[/FONT]
[FONT=Arial]"Bizim partimiz Milli Kurtuluş Cephesidir. Bizim partimizin komutanı Mustafa Kemal'dir. Bizim partimizin üyeleri, Amerikan sömürücüleriyle ortaklık etmeyen bütün bir Millettir." [/FONT]
[FONT=Arial](D. Perinçek, "Milli Kurtuluş Bayrağını Yükseltelim", İşçi-Köylü, Sayı: 7'ten aktaran: "PDA Çizgisinin Eleştirisi", İlke, Sayı: 15, Mart 1975) [/FONT]
[FONT=Arial]"İktidar elinden gelse askeri de işçinin üzerine sürecek. Bir yandan Çorumlu, Samsunlu, Diyarbakırlı işçiler, karşıda Sivaslı, Manisalı, Elazığlı askerler ve subaylar. İşçiler, 'Ordu-işçi el ele' diye bağırıyorlar. Subayları omuzlarına alıyorlar. Hainlerin planları boşunadır. İşçi ve asker birbirine silah atmaz." [/FONT]
[FONT=Arial]("Demir Döküm İşçileri Demir Gibi", İşçi-Köylü, Sayı: 3'ten aktaran: "PDA Çizgisinin Eleştirisi", İlke, Sayı: 15, Mart 1975, s. 108)[/FONT]
[FONT=Arial]"Proleter devrimciler uzun süreden beri Türkiye'de asker-sivil aydın zümrenin devrimci eğilimlerine dikkati çekmişlerdir. Bu konu, oportünizme karşı yürütülen ideolojik mücadelenin önemli alanlarından biri olmuştur. Gerek sosyalist akım içindeki oportünizm, gerek küçük-burjuvazinin devrimci akımı içindeki sağ kanat, asker-sivil aydın zümrenin devrimci niteliğini daima inkar etmiş, ideolojik alanda bütün güçleriyle bu inkarlarını belgelemeye çalışmıştır. Buna karşı yürütülen ideolojik mücadele sosyalist akım içinde oportünizmin bozgunuyla sonuçlanmıştır. Oportünizmin sosyalist saflardan temizlenen bu gerici fikirleri şimdi küçük burjuvazinin siyasi akımı içinde kökleşmeye çalışmaktadır. Asker-sivil aydın zümrenin çeşitli fırsatlarda tahlil edilmiş bulunan devrimciliğinin inkarına karşı küçük burjuvazinin siyasi akımı içinde şiddetli bir mücadelenin başladığı görülmektedir.[/FONT]
[FONT=Arial]"Asker-sivil aydın zümrenin devrimciliği, mücadeleler içinde sağlanacak işçi sınıfının öncülüğünde işçi-köylü ittifakı zemininde bu ittifaka destek olan bir unsur olarak toplumumuzda devrimin kalıcı zaferlere ulaşmasına yardımcı olabilir. Ancak, şimdiden asker-sivil aydın zümrenin emperyalizm ve işbirlikçilerine karşı çıkması, bu gayri milli ittifakın iktidar temelini sarsmakta, halkımızın milli demokratik devrim mücadelesinin koşullarını geliştirmektedir. Bu bakımdan, asker-sivil aydın zümre saflarında cereyan eden mücadele ve gelişmeler dikkatle izlenmelidir." [/FONT]
[FONT=Arial](PD Aydınlık, Sayı: 1/15, s. 172'den aktaran: "PDA Çizgisini Eleştirisi, " İlke, Mart 1975, Sayı: 15, s.111)[/FONT]
[FONT=Arial]"Ordunun devrimciliği tezleri, kişiyi burjuvazi ile işbirliğine, sınıflararası barışa götürür. Ordunun ne olduğunun doğru olarak tespiti ise, bizi işçi, köylü yığınlarıyla daha sağlam bağlar kurma yolunda ilerletir. Sınıf mücadelesinde önümüzde iki yol var. Hakim sınıflarla uzlaşmak, ya da tek güvenceğimiz güç olan devrimci halk yığınlarını örgütlemek. Birincisi burjuva yoludur. İkincisi proletarya." [/FONT]
[FONT=Arial]("Hikmet Kıvılcımlı Eleştirisi - 2", PD Aydınlık, Sayı: 32'den aktaran: "PDA Çizgisinin Eleştirisi", İlke, S. 15, Mart 1975, s. 109)[/FONT]
[FONT=Arial]1973-74[/FONT]
[FONT=Arial]TİİKP Savunmasındaki bir bölüm başlığı aynen şöyle: "Bugünkü devlet, ordusu, parlamentosu, bürokrasisi, adaleti ve ideolojisiyle halkımızı ezen bir baskı mekanizmasıdır."[/FONT]
[FONT=Arial]Savunma'daki bölüm, şu cümlelerle başlar ve devam eder: "İşbirlikçi burjuvazi ve toprak ağalarının devleti, toplumumuzun yarı-sömürge yarı-feodal yapısına dayanmaktadır. Bu devlet, çöken ve çürüyen hakim sınıfların baskı mekanizması olarak ordusu, bürokrasisi, parlamentosu, adaleti ve ideolojisiyle, emekçiler ve bütün halk üzerinde ağır bir yüktür. Emekçilere her an acı çektiren bu devletin temel unsuru olan ordu emperyalist hakimiyetin bekçisi ve hakim sınıfların diktatörlüğünün silahlı baskı gücüdür." [/FONT]
[FONT=Arial](TİİKP Davası / Savunma, Aydınlık Yay., s. 381)[/FONT]
[FONT=Arial]Orduya karşı bozgunculuğa devam ediyor TİİKP Savunması: "Ordu, 'iç güvenliği sağlamak', milli birlik ve beraberliği korumak', 'huzur ve istikrarı getirmek', 'anarşinin kökünü kazımak', ' yıkıcı ve bozguncu faaliyetlere karşı mücadele', 'Cumhuriyetin ve devletin varlığına kasdeden iç düşmanları yoketmek' gibi yaftalar altında işçilerin, köylülerin, Kürt halkının, yurtsever gençliğin ve aydınların mücadelesini bastırmak için kullanılmaktadır.[/FONT]
[FONT=Arial]"Savunmamızın her satırında bu gerçek vardır. Tarihin her safyası bu gerçeği ispatlıyor. (...)[/FONT]
[FONT=Arial]"İşçilere sorulsun! (...)[/FONT]
[FONT=Arial]"Toprak ve hürriyet için mücadele eden köylülere sorulsun! (...)[/FONT]
[FONT=Arial]"Ezilen Kürt halkına sorulsun! (...)[/FONT]
[FONT=Arial]Hakim sınıfların propagandasını hayat her gün yalanlıyor. Ordu ne sınıflarüstüdür, ne de tarafsız kalabilir. Ordu işbirlikçi burjuvazi ve toprak ağalarının halk üzerindeki şiddet aracı ve silahlı baskı gücüdür.[/FONT]
[FONT=Arial]"Türkiye'nin yaşadığı bu gerçeğe, bütün sınıflı toplumların tarihi şahittir." [/FONT]
[FONT=Arial](TİİKP Davası/Savunma, Aydınlık Yay., s. 390)[/FONT]
[FONT=Arial]Savcı Nurettin Soyer, Halkın Sesi'nin 10 Haziran 1975 tarihli 9. sayısında Aydınlıkçıların ordu ile görüşlerini şöyle aktarıyor: "Kitle gazetesi devletin emir kumanda zincirini savunuyor' başlığı altında Kitle gazetesinin Milli Savunma Bakanından başlayan ve bir ere kadar uzanan emir kumanda zincirinin savunuculuğunu yaptığını, Kitle gazetesinin ve onun temsil ettiği revizyonistlerin ülkemizde mevcut düzenin sarsılmasından korktuklarını ve bu nedenle erden Genelkurmay Başkanına kadar uzanan emir kumanda zincirini savunduklarını oysa bu korkuyu düzenin sahipleri emperyalizmin işbirlikçileri ve toprak ağalarının taşıması gerektiğini, revizyonistlerin de kaderlerini düzenle birleştirdiklerini, buhrandan ve kargaşalıkltan ödleri patladığını ifade ettikten sonra aynen, 'Ama halkın ve devrimcilerin bu düzenin devamında ve sağlamlaşmasında en küçük menfaatleri yoktur tam tersine bir Rus atasözünün belirttiği gibi kargaşalık sırasında tanrı fakirlerden yanadır' denilmiş ve orduda mevcut emir komuta zincirinin parçalanmasını istedikleri açıkça ifade edilmiştir." [/FONT]
[FONT=Arial](Aktaran: Nurettin Soyer, "İddianame", TİKP İddianame ve Sorgu, Avukat Hüseyin Gökçearslan'ın kendi yayını, Ankara 1981, s. 99)[/FONT]
[FONT=Arial]1978-81[/FONT]
[FONT=Arial]Perinçek, 1979'da yazdığı "Devlet ve Ordu" başlıklı bir başyazıda şöyle diyor: "Dünyadaki, bölgedeki ve ülkemizdeki değişiklikleri dikkate alarak 1974 yılından sonra Türkiye'nin meselelerinin dış meselede düğümlendiğini tespit ettik. Başka bir deyişle 1974 yılından sonra Türkiye'nin milli çelişmesi ön plana çıkmıştır. [/FONT]
[FONT=Arial]"Bugün Türk devletini ve ordusunu yıkmak isteyen, Sovyet sosyal-emperyalistleridir." [/FONT]
[FONT=Arial](Aydınlık, 3 Ağustos 1979)[/FONT]
[FONT=Arial]"Bugün 'iç savaş' veya 'silahlı mücadele' taktiğini benimseyen maceracı örgütlerin tümü pratikte Sovyet sosyal-emperyalistlerinin Türkiye'yi ele geçirme emellerine hizmet ediyorlar. Çünkü onlar, Türkiye'de milli çelişmenin belirleyici bir nitelik kazandığını göremiyorlar. (...) Bunu kavrayamayarak, esas darbeyi Türkiye devletine ve orduya yöneltenler, Brejnev'in gösterdiği hedefe saldırıyorlar." [/FONT]
[FONT=Arial](Doğu Perinçek, "Başyazı", Aydınlık, 24 Ocak 1979)[/FONT]
[FONT=Arial]Sıkıyönetim ilanıyla ilgili tartışmalar üzerine Perinçek, "Uyanıklık" başlığıyla bir başyazı kaleme alır ve şöyle der: "Türkiye'deki gelişme 12 Mart'tan özgürlüğe doğrudur. Bu çarkı geriye çevirmeye kimsenin gücü yetmeyecektir." [/FONT]
[FONT=Arial](Aydınlık, 18 Şubat 1979)[/FONT]
[FONT=Arial]"Genelkurmay Başkanı (Kenan Evren) Sarıkamış'ta konuştu: Vatanı kimse bölemez."[/FONT]
[FONT=Arial](Aydınlık, 4 Mart 1979)[/FONT]
[FONT=Arial]"İki ay önce sıkıyönetim ilan edildiği zaman 'solcu' olduğunu söyleyen kırkdokuz grup, hep bir ağızdan ufukta 12 Mart'ın göründüğünü söylediler. (...)[/FONT]
[FONT=Arial]"Bu görüşler iki ay içinde iflas etmiştir. Apaçık ortadadır ki, bugünkü sıkıyönetime yön veren siyaset, 12 Mart'ın siyaseti değildir." [/FONT]
[FONT=Arial](Perinçek, "Başyazı", Aydınlık, 3 Mart 1979)[/FONT]
[FONT=Arial]"Bugün gerçek bir devrimci, gerçek bir halkçı, Türkiye devletinin yaşamasından yanadır. Hatta tarih, bugün devrimcilerin omuzlarına devleti yaşatmak için en önde savaşmak sorumluluğunu yüklemiştir." [/FONT]
[FONT=Arial](Perinçek, "Başyazı", Aydınlık, 1 Ağustos 1980)[/FONT]
[FONT=Arial]"TİKP'nin 30 Ağustos bildirisi: Ordu ile halk arasındaki bağlar güçlendirilmelidir." [/FONT]
[FONT=Arial](Manşet / Aydınlık, 30 Ağustos 1980)[/FONT]
[FONT=Arial]"Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren: Yurdumuzu parçalamayı amaçlayan anarşinin karşısına dikiliyoruz." [/FONT]
[FONT=Arial](Manşet / Aydınlık, 30 Ağustos 1980)[/FONT]
[FONT=Arial]1993[/FONT]
[FONT=Arial]Aydınlıkçılar, Özgürlük Dünyası dergisinde yürütülen bir tartışmada, 1970'te sol harekette ordu ile ilgili değerlendirmeler yapılıyor. Teori dergisi, bunun üzerine, "1970'te Orduya Bakışta İki Tavır" başlığını taşıyan bir yazı yayınladı. O dönemde Aydınlıkçıların ve Mihri Belli ile Mahir Çayan'ların orduya bakışlarını hatırlatmak amacındaki yazı, iki kesime ait zamanın dergilerinde orduya tutuma ilişkin iki fotokopiyi de yayınladı. Konuyla ilgili Teori yazısı şöyle: "Özgürlük Dünyası'ndaki tartışmada, genel olarak Marksist solun 1970'lerin başlarında, ordu konusundaki tutumu üzerine şunlar söyleniyor: 'İnsanların kafasında, ordu nedir?, yıkacak mıyız - ittifak mı yapacağız?, dost mu - düşman mı?, bunların karışacağı es geçildi. Ordu, burjuvazinin şiddet aracı olan bir kurum, devletin en başta gelen aygıtı olarak gençlerin kafasında es geçirtildi. Kafalar burada bulandı. Ve 'ordu gençlik el ele' diye bağırılabildi.' Bu tespitler, o dönem Mihri Belliler ve maceracı sol açısından doğru. Ama aynı dönemde TİİKP, Proleter Devrimci Aydınlık ve İşçi-Köylü gazetesi gibi yayın organlarında ordu konusunda net bir tavır ortaya koydu. Ordu konusunda alınan iki farklı tavra örnek, 15-16 Haziran işçi eyleminden sonra ilan edilen Sıkıyönetime karşı izlenen politikalardır." Fotokopisi alınan Kurtuluş'un (Temmuz 1970 sayısı) birinci sayfasında yer alan bir yazının başlığı şöyle: "Ordu, işbirlikçinin, patronun ordusu değildir." İşçi-Köylü'nün 15 Temmuz 1970 tarihli 20. Sayısının birinci sayfasındaki başlık ise şöyle: "Sıkıyönetim Patronun Emrinde İşçileri Eziyor." [/FONT]
[FONT=Arial]("1970'te Orduya Bakışta İki Tavır", Teori, Sayı: 41, Mayıs 1993,[/FONT][FONT=Arial] s. 74) [/FONT]
[FONT=Arial]1994[/FONT]
[FONT=Arial]"Orduyu siyasal iktidarda pay sahibi haline getiren Milli Güvenlik Kurulu gibi kurumlar (...) kaldırılmalıdır." [/FONT]
[FONT=Arial]("İşçi Partisi Program Değişikliği Taslağı", Teori, Sayı: 54, Haziran 1994, s. 59)[/FONT]
[FONT=Arial]1996-2001[/FONT]
[FONT=Arial]"Soyut devlet düşmanlığı, devletin sınıfsal karakterini gizlemeye varıyor. ODP Genel Başkanı Ufuk Uras, sanki olabilirmiş gibi, 'burjuvazinin devletle bağının ortadan kaldırılmasından yanayız' diyor. Burada da görüldüğü gibi, devleti burjuvaziden bağımsız bir örgütlenme gibi gösteriyorlar; burjuvaziye ise devlete muhalefet eden bir 'sivil toplum' rolü veriyorlar. Böylece emekçileri sınıf düşmanlarıyla birleştirmeye çalışıyorlar. İşbirlikçi sermaye iktidarını devirmek programının yerini, soyut bir otorite düşmanlığını koyuyorlar." [/FONT]
[FONT=Arial](Perinçek, ÖDP'nin Kimliği, İstanbul 1998, Kaynak Yay., s. 16) [/FONT]
[FONT=Arial]"1996 sonbaharından bu yana yaşadığımız sürecin öğrettiği ders şudur: İrticayı ezme pratiğine giren Ordu'yu hedef alanlar, devrim düşmanı saflara yuvarlanırlar. Dahası, bugün Cumhuriyet Devrimi'nin İkinci Taarruzu saflarına girmeden, emek ve özgürlük adına hiçbir başarı elde edilemez." [/FONT]
[FONT=Arial](Perinçek, ÖDP'nin Kimliği, s. 106) [/FONT]
[FONT=Arial]İşbirlikçi bile olsa...[/FONT]
[FONT=Arial]" 'TC devletine karşıtlık', emperyalizme karşı mücadele ekseninden koparılınca, TC'ye karşı, emperyalistlerle işbirliğini haklı ve yerinde görmeye kadar varıyor. Ultra-solun bilimsiz ve bilinçsiz 'devlet düşmanlığı', 222'nin emperyalizmi davet çizgisini onaylıyor. 'TC başdüşman' olunca, ona karşı mümkün olan en geniş güçlerle, bu arada emperyalizmle birleşmek de doğal oluyor.[/FONT]
[FONT=Arial]"İşte emperyalizme karşı mücadeleyi esas almak, burada görüldüğü gibi, karşıdevrim safına düşmemek için gereklidir. Türkiye yönetimine karşı mücadele, her zaman emperyalizme karşı mücadele eksenine bire bir oturmaz. Türkiye devleti, özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri, 1996 sonbaharından beri, ABD emperyalizmiyle veya Avrupa emperyalistleriyle zaman zaman ve göreli çelişmeler içine girmektedir. İşbirlikçi bile olsa Ezilen Dünya'da devlet, emperyalizmin sınırsız sömürüsünün önünde gene de bir engel oluşturur. İşgal etmek ve sömürgeleştirmek, yani Ezilen Dünya devletini ortadan kaldırmak, emperyalizmin vazgeçemeyeceği eğilimidir." [/FONT]
[FONT=Arial](Perinçek, ÖDP'nin Kimliği, s. 148)[/FONT]
[FONT=Arial]"1920 ve 30'larda Kemalist Devrim'in silahlı gücünü oluşturan Ordu'ya devrimciler olarak yürekten duygular besliyoruz." [/FONT]
[FONT=Arial]("Ordu ve Militarizm", Teori, Sayı: 135, Nisan 2001, s. 78)[/FONT]
[FONT=Arial]"Avrupa Birliği'nin tüm temel metinlerinde Milli Güvenlik Kurulu'nun tasfiyesi öngörülüyor. 27 Mayıs Anayasası'yla oluşturulan Türkiye'nin ulusal güvenliğini sağlamakla yükümlü en üst Anayasal organın tasfiyesi, parçalama operasyonunda kilit öneme sahiptir." [/FONT]
[FONT=Arial](Adnan Akfırat, "Batı Basınında Türk Ordusu", Teori, Sayı: 134, Mart 2001, s. 70)[/FONT]