Thread: Hikmet Kıvılcımlı'nın bedenen ayrılışının 39. yıl dönümü

Results 1 to 6 of 6

  1. #1
    Join Date Feb 2008
    Location Istanbul
    Posts 38
    Rep Power 0

    Default Hikmet Kıvılcımlı'nın bedenen ayrılışının 39. yıl dönümü

    Hikmet Kıvılcımlı, Türkiye sosyalizm tarihinde, kesinlikle büyük bir öneme sahip olan bir önderdir. Onunla ilgili yazacak çok şey var ama, onu en iyi, devrimci pratik içinde tanımak gerekir. Bugün onun gerçek savunucuları onu anarken, çok güzel bir konuşma yaptılar. Sanırız onu tanımak için, bu konuşmayı okumak faydalı olacaktır.

    11 Ekim 2010 - HKP

    "Yoldaşlar,
    Hikmet Kıvılcımlı Usta 39 yıl önce bugün ayrıldı bedence aramızdan.
    Ama O, yalnızca bedence ayrıldı aramızdan.
    Biz bunu laf olsun, şairane bir söz söylemiş olalım, süslü, parlak bir söz olsun diye söylemiyoruz.
    O, gerçekten sadece bedence ayrıldı aramızdan.
    Çünkü kendini halklarının mutluluğuna adamış, bu uğurda insanlığından başka her şeyini vermiş Önderler, halklar onların ölmesine izin vermedikçe ölmezler.
    İşte sömürüye, köleliğe başkaldırmış Spartaküs, bin yıllar öncesinden bugüne hâlâ yaşıyorsa insanlığın belleğinde bundandır. Çağını çok aşarak insanların eşit olmaları gerektiğini savunan ve bu uğurda idamlara çarptırılan, Babek’lere, Şeyh Bedreddin’lere kim öldüler diyebilir?..
    Çağının büyük matematikçisi, gökbilimcisi, filozof ve şair Ömer Hayyam bir Rubaisinde şöyle diyor:

    Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok.
    Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.
    Sabahlar, akşamlar, sevinçler tasalar yok.
    Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.


    Bu dizeleriyle ölüme, bu ölümlü dünyaya, Tanrı’ya bir sitemde bulunuyor, Hayyam. Ama işte yüzyılları aşarak bugün bizim dilimizden dökülüyorsa bu dizeleri, kim Ömer Hayyam için yok olup gitti diyebilir? Demek ki O’nun tâ 11’inci, 12’nci Yüzyılda, bağnaz inançlara, sömürüye, eşitsizliğe, dünya malına düşkünlüğe (yani Tefeci-Bezirgân Sermayeye) karşı gösterdiği isyanı, bugün de bizim dilimizden haykırılıyorsa Ömer Hayyam hâlâ yaşıyor demektir. Yani O, düşünen, sorgulayan, gerçeği arayan insanların zihninde düşünmeye devam ediyor. O yüzden bu dünyayla birlikte Ömer Hayyam da var olmaya devam ediyor.

    Yoldaşlar,
    İnsanlığın son hayvanlık konağı olan kapitalizmden kurtuluşunun bilimini kuran Marks-Engels’e öldü denebilir mi?..
    Marksizmin ışığında ilk Sosyalist Devrimi başaran, Sosyalizmin bir ütopya değil, insanlığın gerçek kurtuluşu olduğunu ispatlayan Devrimler Kartalı Lenin Usta’ya öldü diyebilir miyiz?..
    İnsanlığın Sınıflı Toplumlar Tarihinin kapitalizmöncesini “Tarih-Devrim-Sosyalizm” anıt eseriyle aydınlatan ve “Toplum Biçimlerinin Gelişimi”, “İlkel Sosyalizmden Kapitalizme İlk Geçiş İngiltere”, “Son Geçiş Japonya”, “Osmanlı Tarihinin Maddedesi”, “Türkiye’de Kapitalizmin Gelişimi” vb. eserleriyle açan yaşadığımız toprağın tüm sınıf ilişki-çelişkilerini açıklayıp bize sunan Hikmet Kıvılcımlı Usta da hem Türkiye hem de dünya insanlığına paha biçilmez teorik hazineler bırakmıştır. İşte bu yüzden ölümsüzdür. İşte bu yüzden yalnızca bedence ayrılmıştır aramızdan…
    O’nun öğrencileri, izleyicileri olan bizler, buradaysak, huzurunda isek, O’nun teorisini dövüştürüyorsak O da aramızda demektir. Yaşıyor, savaşıyor demektir.
    Tabiî Hikmet Kıvılcımlı denince kimilerinin sandığı ya da öyle göstermek istediği gibi, O sadece teori adamı değildir. Aynı zamanda yorulmak bilmez bir devrim savaşçısıdır. Devrimci mücadelede dinlenme zamanını, Kerim Korcan Yoldaş’ın aktardığı gibi; yalnızca bir çay içimlik zamana indirgemiş, bir devrim eridir.
    Bu teorik ve pratik mücadelesinin bedelini kimsenin dayanamayacağı sayısız işkencelerden geçerek ödemiştir. Fakat bu işkencelerden her defasında alnının akıyla, dimdik çıkmıştır. Kendi deyişiyle “Poliste direnmeyi en büyük erdem belle”miştir. Yani bir yoldaşını ele vermekten, Partiye bir zarar getirmektense ölmeyi yeğlemiştir. Yine İşçi Sınıfına adadığı, kendi söylemiyle vakfettiği, hayatının 22,5 yılını “yarı derebeyi” diye isimlendirdiği Türkiye zindanlarında geçirmiştir, tek bir gün bile yakınmadan…
    Bu 22,5 yıllık zindan hayatını ise çile çekerek geçirmemiş, hapishaneleri üniversiteye çevirmiştir. Kendisine 1929 Tevkifatı’nda kendisine 4,5 yıl ceza veren İzmir Ağır Ceza Hâkimine söylediği gibi, bu üniversitelerde “Kızıl Bir Profesör” olarak yetiştirmiştir kendini. Hapishanedeki hayatı O’nun nasıl bir iradeye sahip olduğunun kanıtıdır. Her gün kesintisiz yaptığı beden eğitimiyle bedenini, bir gün bile ara vermeden yürüttüğü teorik çalışmasıyla ruhunu dipdiri tutmuş, bu emeğin ürünü olarak Antika Tarihi aydınlatmış ve sayısı yüzleri bulan eser yaratmıştır.
    Demek ki Hikmet Kıvılcımlı’nın bir ömür harcayarak bizlere sunduğu teorik ve pratik silahlar pırıl pırıl elimizdeyse O da yaşıyor, bizimle birlikte savaşıyor demektir.

    Ve ölümsüz devrimci, Kahraman Gerilla Che ne diyordu, yoldaşlar?
    “Ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin... Savaş sloganlarımız kulaktan kulağa yayılacaksa ve silahlarımız elden ele geçecekse ve başkaları mitralyöz sesleriyle, savaş ve zafer naralarıyla cenazelerimize ağıt yakacaklarsa ölüm hoş geldi, safa geldi...”
    Böyle bir insan, böyle bir devrimci nasıl ölmüş sayılabilir? Onu bedence öldüren emperyalistler ve ajanları çoktan yok olup gittiler, gidiyorlar. Ama Che halkların umudu olarak yaşamaya devam ediyor. Edecek…
    Demek ki, Kahraman Che Gerilla ölümsüzdür… Demek ki Devrim Ustası Hikmet Kıvılcımlı ölümsüzdür…

    Yoldaşlar,

    Bildiğimiz gibi insanlık çok acı günlerden geçiyor. Sosyalist Kamp’ın yıkılmasından bu yana emperyalistler insanlığa, insani değerlere ve halkların kanları canları pahasına yüzyıllar süren mücadelelerle elde ettikleri kazanımlarına pervasızca saldırıyorlar.
    ABD Emperyalistleri, AB Emperyalistlerini de kuyruklarına takarak tek kutuplu gördükleri, daha doğrusu babalarının çiftliği saydıkları tüm dünyada istediklerini yapabileceklerine hükmettiler. Afganistan’ı, Irak’ı işgal ettiler.
    Daha doğrusu, edebildiler mi, dememiz gerekiyor, değil mi, yoldaşlar?..
    Belki şeklen işgal ettiler ABD ve AB emperyalistleri bu ülkeleri. Ama bu ülke halklarının direnişi karşısında işgal ettiklerine bin pişman oldular. Başlangıçta pek kolayca işgaller gerçekleştirince bunu yürütebileceklerini sandılar. ABD, Vietnam halkından yediği tokadı unutacağını, Vietnam Sendromundan çıkacağını umdu. Ama fena halde yanıldı. Şimdi Vietnam Sendromuna bir de Afganistan Sendromu, Irak Sendromu eklendi. O yüzden İran’a, Kuzey Kore’ye, Venezüella’ya, Küba’ya ve sol iktidarların işbaşında olduğu ülkelere müdahale etmeye cesaret edemiyor.
    Yediği bu tokatlar yüzünden, adına kısaca BOP dediği ve Kuzey Batı Afrika’dan Orta Asya’ya kadar uzanan coğrafyada yer alan 24 ülkenin sınırlarını, çıkarlarına göre yeniden belirleme projesi olan “Büyük Ortadoğu Projesi”ni, rafa kaldırmak zorunda kaldı.
    Yine bildiğimiz gibi bu proje gereği Türkiye’ye Yeni Sevr’i uygulatarak en az üç parçaya bölmek istemektedirler. Ve yine biliyoruz ki, bu Türk, Kürt ve Ermeni Halklarının düşmanı ve bu halklar arasında yeni kanlı savaşlar öngören projenin eşbaşkanı İspanya Başbakanı ile birlikte bizim Tayyip’tir.
    Tayyipgiller’in ne olduğunu anlamak da Hikmet Kıvılcımlı’yı anlamaktan geçer. Çünkü O’nun dâhice açıkladığı gibi, Tayyipgiller, Antika Tefeci-Bezirgân Sınıfının temsilcileridir. Bu sınıf Ortaçağ’da mutlak hâkim sınıftı. İdeolojisi ise Şeriattı. İşte o yüzden Şeriatı özler durur, bu sınıf. Vurgununu en iyi yürüteceği bu düzeni kurmak, küpünü doldurmak için satmayacağı değer, ihanet etmeyeceği kutsal yoktur. Vatan, millet kavramları paraya dönüşüyorsa hiç çekinmeden satılacak şeylerdir, bu sınıf için. Bugün başımıza gelen de budur. Bu başbakan pekâlâ “Ben vatanımı pazarlamakla mükellefim” diyebilmekte… Demek ne kelime bu vatanda halklarımızın alın teriyle oluşmuş, çoğu Kuvayimmilliye yadigârı bütün varlıkları kendi deyimleriyle “Babalar gibi sat”tılar. Babalar sözü lafın gelişidir. Aslında en aşağılık tarzda bir uşaklıkla peşkeş çektiler, emperyalistlere, yerli-yabancı Parababalarına. Sırf kendileri makam ve servet sahibi olsunlar yeterdi onlara. Nitekim İETT’de basit bir işçilik görevinden bugün Karun kadar zenginliğe terfi etmiştir, Tayyip… Tabiî şürekası da.
    Ve bu hayâsızca vurgunu, talanı sürdürebilmek için, bu gidişe karşı çıkan, antiemperyalist, ulusalcı ve halkçı bir tavır koyan, NATO’dan çıkmalıyız diyen yurtseverlere karşı CIA patentli “Ergenekon Davası” düzenlendi, bildiğimiz gibi. Gerçek Kontrgerillayla bir ilgisi olmayan bu kişiler, kimi Kontrgerillacılarla bir tutularak, böylece kara çalmaya çalışılarak Silivri Zindanına dolduruldular. Savcılıkla, hâkimlikle bir ilgisi olmayan Fethullahçı savcılar ve Özel Yetkili Mahkemelerce verilen kararlarla yılları bulan tutukluklarla yürütülmektedir bu süreç. Bu yöntemle bu yurtsever aydınlara yargısız infaz uygulanmaktadır. Yerli-yabancı Parababalarının vurgun ve soygunlarına karşı gelmenin bedeli budur, denilmek isteniyor.
    Fakat bir şeyi unutuyorlar!.. Ve fena halde yanılıyorlar!..
    Bu halk, emperyalizme karşı ilk başarılı bağımsızlık savaşını, Kuvayimilliye’yi başarmış bir halktır. İkinci Kurtuluş Savaşımız böylesi oyunlarla engellenemez.
    Biz, Birinci Kurtuluş Savaşında Yörük Ali Efe Çetesi’nde yer almış, daha 17 yaşında Köyceğiz Kuvayimilliye Komutanlığına atanmış Hikmet Kıvılcımlı’nın öğrencileriyiz. Bu engeller bizi yıldıramaz… Vız gelir tırıs gider, halkımızın deyimiyle.
    Kuvayimilliye’deki pratiğiyle de İkinci Kurtuluş Savaşı’mızda yolumuzu aydınlatıyor Kıvılcımlı Usta! İşte bu yüzden ölümsüzdür O…
    Yaşasın Antiemperyalist, Antisömürgeci (Antifeodal), Antifaşist İkinci Kurtuluş Savaşımız!

    Yoldaşlar,
    Yerli-yabancı Parababalarının vurgun ve soygunları bunlarla bitmiyor. Sosyal kazanımları da birer birer halkların elinden alınıyor. Bu cennet vatanı halklarımız için cehenneme çevirdiler. İşsizlik, Pahalılık halklarımız boynunda bir lanet halkası gibi. Bu zulüm de yetmiyor onlara. Mezarda emeklilik yasalaştırıldı bildiğimiz gibi. İnsanlarımız artık ancak mezarda emekli olabilecek.
    Bu yalnızca ülkemizde uygulanmıyor. Tüm kapitalizmce geri kalmış ülkeler, IMF, Dünya Bankası vb. emperyalist finans örgütlerinin kıskacında. Kendilerini onlara satmış yerli yöneticiler eliyle bu zulüm uygulanıyor. Sosyal harcamalara vereceğiniz parayla bize olan borçlarınızı ödeyin deniliyor. Özelleştirmeler yoluyla yapılan soygunlar yetmiyor. Bir de bu yolla soyuyorlar halkları. Osmanlıdaki Duyun-u Umumiye artık günlük sıradan uygulama olmuş durumda.
    Bu pervasız saldırı yalnızca geri ülkelerle sınırlı değil. Sosyalizm korkusunu atmış olan emperyalistler artık anavatanlarında da kendi halklarına saldırmaktan çekinmiyorlar. Bildiğimiz gibi hemen geçen günlerde Fransa’da Sarkozi’nin gerici yönetimi 60 olan emeklilik yaşını 2018’e kadar 62’ye, 2023’te ise 67’ye çıkaran bir yasa çıkardı. Buna karşı Fransa ayağa kalktı. Ama bu tepkiler, artık Parababalarına “eyvah sosyalizm geliyor” korkusu yaşatmıyor, emperyalist anavatanlarda. Bu yüzden böylesine pervasızlar.
    Bilindiği gibi, yüzyılın en büyük krizi denen emperyalizmin devrevi krizlerinden birini yaşıyoruz. Bugünlerde Yunanistan, Portekiz, İspanya ekonomileri iflasın eşiğinde… Parababaları yarattıkları bu yıkımın faturasını emekçi halklara çıkarıyor. Bu yüzden özellikle Yunanistan’da yer yerinden oynuyor. Emekçi kitleler ayakta. Fakat gerçek bir önderlik, Marksist-Leninist bir parti önderliği olmadığı için bu tepkiler gelgeç oluyor ve sonuçsuz kalıyor.
    Hikmet Kıvılcımlı’nın Türkiye için önerdiği ama aslında evrensel olan “Anarşi Yok! Büyük Derleniş!” şiarının ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Dağınık sosyalist gruplar bir araya gelip belirli prensipler çerçevesinde birleşip gerçek Proletarya Partisini kurmazlarsa, devrim yapmak mümkün olmaz. Emperyalizmin krizleri, kitleleri kendiliğinden ayağa kaldırsa bile, bu tepkiler devrimle taçlanmaz, taçlanamaz.
    İşte bu bilinci bize bir amentü gibi adeta vasiyet eden Kıvılcımlı, capcanlı bir şekilde yaşıyor, savaşıyor, bize yol göstermeye devam ediyor…

    Yoldaşlar,

    Diğer yandan Kıvılcımlı Usta’nın deyişiyle söylersek: “İnsan sürgit yük hayvanı yerine konulamaz.” İşte bu yüzden Latin Amerika’dan öncülüğünü Başkan Chavez’in Bolivarca Venezüellası’nın yaptığı sol rüzgârlar esiyor. Bolivya’da Evo Morales taşıyor bayrağı… Arjantin, Paraguay, Uruguay, El Salvador, Ekvador, Brezilya, ve Şili'de sol iktidarlar var. Hatta Brezilya’da geçen günlerde yapılan başkanlık seçiminde ilk turda yüzde 47 oy aldı, eski gerilla Marksist Dilma Roussef. İkinci turda seçilmesine kesin gözüyle bakılıyor.
    Latin Amerika’dan esen bu sol rüzgârlar, insanlığın bu hayvanlık konağına isyanıdır. İnsanlığın bu son hayvanlık konağından er geç çıkacağının müjdesini veriyor, yolu aydınlatan meşaleyi tutuşturuyor.
    İşte Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı, bu meşalenin bir volkana nasıl dönüşeceğinin bilimini bilincini veriyor bize, teorisiyle. Ve pratiğiyle bu amaca ulaşmak için ne yapmamız, nasıl devrimciler olmamız gerektiğini örnekliyor.
    O yüzden ölümsüzdür Hikmet Kıvılcımlı Usta! Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz…
    Halkız, haklıyız kazanacağız."
  2. #2
    Join Date May 2007
    Location Cehennemin Dibi!
    Posts 315
    Rep Power 12

    Default

    Yaşasın Antiemperyalist, Antisömürgeci (Antifeodal), Antifaşist İkinci Kurtuluş Savaşımız!
    Birincisini ne zaman yaptınız da şimdi ikincisini yapıyorsunuz?

    Türk ulusal bağımsızlık mücadelesini yürüten ve daha sonra da Cumhuriyeti kurup, ülkeyi yöneten Atatürk başta olmak üzere tüm kadrolar, ne zaman anti-kapitalist eksende bir mücadele yönettiler?

    Sizin neyinize anti-emperyalizmi, anti-sömürgeciliği, anti-faşizmi ağzınıza almak?

    Şunu bir öğrenin hele artık; anti-kapitalist olunmadan anti-emperyalist de olunmaz. Önce anti-kapitalizm çizgisine gelin ki söyledikleriniz boş beleş sloganlar olarak kalmasın.
    Last edited by kurtulush; 24th October 2010 at 13:59.
  3. #3
    Join Date Feb 2008
    Location Istanbul
    Posts 38
    Rep Power 0

    Default

    Anti-emperyalist olunmadan, anti-kapitalist olunmaz. Sen şunların cevabını ver hele bana:

    -Eğer Kurtuluş Savaşı yapılmasaydı, Dünya'nın ilk Sovyet deneyimi başarıya ulaşabilecek miydi?

    -Eğer Kurtuluş Savaşı yapılmasaydı, aydınlanma sürecimiz basit bir Avrupa ülkesine mi benzeyecekti, yoksa Irak'a mı?

    - Eğer Kurtuluş savaşı yapılmasaydı, anti-kapitalizme doğan tepkinin meşru tohumları, 1960'larda nasıl atılacaktı?

    -Eğer Kurtuluş Savaşı yapılmasaydı, 2. Enver-Talat ikilisini kim durduracaktı?

    Biz marksist/leninistler, tarihe materyalist açıdan bakarız. Atatürk'ün ve kadrosundaki her kişinin eleştirisini de yapmak ayrı bir görevdir ama, günümüzde AKP'nin ve Apocuların emperyalizmle işbirliği içindeki tutumunu gördükçe, söyleyecek tek bir şey kalıyor!

    Yaşasın Antiemperyalist, Antisömürgeci (Antifeodal), Antifaşist İkinci Kurtuluş Savaşımız!
  4. #4
    Join Date May 2007
    Location Cehennemin Dibi!
    Posts 315
    Rep Power 12

    Default

    Anti-emperyalist olunmadan, anti-kapitalist olunmaz. Sen şunların cevabını ver hele bana:
    Verelim tabii...

    -Eğer Kurtuluş Savaşı yapılmasaydı, Dünya'nın ilk Sovyet deneyimi başarıya ulaşabilecek miydi?
    Bir başarı falan yok zaten ortada. İki kapitalist cephenin paylaşım savaşında yani devlet kapitalizmi yanlılarıyla, serbest piyasacı kapitalistlerin mücadelesi içinde sizin devlet kapitalizmini komünizm zannedenler yıkılıp gitti, ne başarısı.

    -Eğer Kurtuluş Savaşı yapılmasaydı, aydınlanma sürecimiz basit bir Avrupa ülkesine mi benzeyecekti, yoksa Irak'a mı?
    Kurtuluş Savaşı ile Cumhuriyet dönemini çorbaya çevirmişsin ama şunu söyleyebilirim.

    Avrupa demokratik devrimleri benzeri bir aydınlanma süreci de yok. Bir süreçten söz edilecekse kemalizm ile birlikte ancak, son derece militarist, ordu-millet anlayışından beslenen, bağnaz milliyetçi ve kapitalist devlete itaatkar bir toplum inşasından ve bunun mühendislik çabalarından öte olmayan bir süreçten bahsedebiliriz.

    - Eğer Kurtuluş savaşı yapılmasaydı, anti-kapitalizme doğan tepkinin meşru tohumları, 1960'larda nasıl atılacaktı?
    Kapitalizme öfkenin tohumları askeri darbelerle atılmadı, atılamaz da zaten.

    -Eğer Kurtuluş Savaşı yapılmasaydı, 2. Enver-Talat ikilisini kim durduracaktı?
    Cumhuriyet kuruldu sanki hepsi durdu! Dersim ne? 6,7 Eylül ne? Ülkede azınlık bırakmadınız.

    Biz marksist/leninistler.
    Kusura bakma ama sen leninist bile olamazsın.

    Bak Lenin ne diyor:

    Emperyalizmin olabildiğince açık ve tam bir tanımıyla başlamalıyız. Emperyalizm, kapitalizmin özgün bir tarihsel aşamasıdır. Bunun özgün niteliğinin üç yönü vardır: emperyalizm, (1) tekelci kapitalizmdir; (2) asalak, ya da çürüyen kapitalizmdir; (3) cançekişen kapitalizmdir.

    http://www.kurtuluscephesi.com/lenin/empsosyalizm.html
    Last edited by kurtulush; 26th October 2010 at 19:31.
  5. #5
    Join Date Oct 2010
    Posts 5
    Rep Power 0

    Default

    Kıvılcımlı'nın kitaplarını okumanı şiddetle tavsiye ediyorum sana bu saçma cevaplarından sonra...
  6. #6
    Join Date May 2007
    Location Cehennemin Dibi!
    Posts 315
    Rep Power 12

    Default

    Bir daha ne sen sor ne ben cevaplayayım lütfen. Ciddiye alıp yanıt yazıyorum hiç bir işe yaramıyor çünkü...
    Last edited by kurtulush; 27th October 2010 at 15:11.

Similar Threads

  1. Replies: 3
    Last Post: 9th June 2014, 09:36
  2. Nazim Hikmet
    By Leo in forum Cultural
    Replies: 4
    Last Post: 10th May 2006, 04:57
  3. Nazim Hikmet
    By mahircayan in forum Cultural
    Replies: 5
    Last Post: 14th June 2005, 15:42
  4. Some web sites about NAZIM HIKMET RAN
    By Kodzoquo in forum Websites
    Replies: 1
    Last Post: 6th October 2002, 12:11
  5. NAZIM HIKMET RAN - Biography
    By Kodzoquo in forum Cultural
    Replies: 0
    Last Post: 2nd October 2002, 16:25

Posting Permissions

  • You may not post new threads
  • You may not post replies
  • You may not post attachments
  • You may not edit your posts